15 Temmuz 2013 Pazartesi

Yanarak.

Zaman geçip insanın yaşı ilerledikçe herkes kendi içinde aşk dediği şeyin tanımını buluyor sanırım. Benim aşkım en çok dikkatli bakmaya benziyor. Herkese bakarsın. Bazılarının yaptığı işe. Bazılarının kılık kıyafetine. Bazılarının sözlerine. Hatta bazılarının gözlerinin içine. Ama aşık olduğunda, ruhunun içine bakmak istersin onun. Merak edersin. Kelimelerini. Akşam yattığında göz kapaklarının altından geçenleri. Tabii korkarsın. Tabii ağzına gelir yüreğin; senin varlığını tehdit edebilecek bir düşüncenin ihtimaliyle. İliklerine kadar titrersin. Ama senin olduğunda aşk; aşk olmaz artık. Bence o yüzden gitmedi Milena hiç; Franz'ın yanına. Korkusundan değil. Sosyal statü kaygısından değil. O korkunç hayatın içinde kalmak, tanrıçalığının tek garantisiydi. Pudralığıyla birlikte. Diğer yandan, insan olmayı göze aldı Piraye. Artık merak edilmemeyi belki de. Ben Milena'yı anlasam da hep yanarak içinden geçmeyi seçtim. Hatta küçümsedim, kızdım ona; ta ki içimde kocaman bi Milena bulana kadar...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder