Dün akşam evinde kaldığım çok eski, lise arkadaşım ve belki de yeni ev arkadaşım, çok tuhaf bi şey söyledi bana. Daha doğrusu, beni hatırladığı ilk sahneyi anlattı.
Öncesinde, astrolojiyle hiç ilgisi yokmuş. E. G., beni hiç keşfedememiş lise edebiyat öğretmenimiz, okul dergisinin toplantısına göndermiş onu da, iyi yazıyor diye. Ama F bizden küçük. Bi yaş topu topu ama biz lisedeyiz - hem de çok yeni - o orta sonda. Toplantıdaki herkesin nefret ettiğini hissetmiş ondan.
Sonra toplantı bitiminde pat diye, "Oğlak burcu musun?" demişim ben.
Kendisi söylüyor, ben onun yalancısıyım, o zamana kadar doğumgünüm sadece doğumgünümdü diyor. "Evet ama sen nereden bildin?" diye sormuş ve ben çöyle demişim: "Toplantının başında herkes senden nefret ediyordu, sonunda sen herkese görev dağıtıyordun."
Hiç hatırlamıyorum ben bunu. Ama anlattığında, bi şeyi fark ettim. Ben insanlara bakarmışım eskiden, içlerine bakarmışım. Hayatlarına küçük hediyeler, unutulmayan ilk cümleler serpiştirirmişim.
Yani o kadar da kötü biri olmayabilirim.
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilDergilerden kestiğim fotoğrafları defter yapraklarına yapıştırıp altına kelimeler sıraladığım ve henüz bir edebiyatçı olmadığım yıllardı.. Yaş 14.. Bana 'oğlak' olmanın ne demek olduğunu öğreten bir kadın, güzel bir kadın vardı; kadın dediğime bakmayın onun yaş 15..
YanıtlaSilCümlesini kurabildiğim kelamlarımı heyecanla ona yetiştirirdim, ilk o okusun diye. (Yaşımıza bakmadan hala benzer heyecanlar taşımıyor muyuz bugünlerde de?)
Bir gün sadece okumakla yetinmediği, içine 2 kelam da kendisinden eklediği defterimi bana geri getirdi. Şöyle diyordu kadın: "Cellatlar kadar masun, palyaçolar kadar hüzünlüyüm ve bir kral kadar aşağılık hissediyorum kendimi". Dün gibi net hatırlıyorum o günü. Çünkü dedim ki kendime: "Bir gün ben de böyle cümleler kurmalıyım".
Hepimiz biraz kötüyüz ama o kadın da sadece hepimiz kadar kötü; pek çoğumuzdan ise daha güzel (hala).